Allah’ı Kim Yarattı? Bir Soru, Bir Hayat
Kayseri’nin dağları, kuytu sokakları, meydandaki rengârenk ışıklar… Bütün bunlar, bu şehri sevmenin her anında bir parçası oldum. Her köşe başında bir öykü, her apartmanda bir eski hikâye saklı. Birçok kez, özellikle gece yarılarında, şehri izlerken kendi iç yolculuğuma çıktım. Ve o yolculuğun sonunda hep bir soru vardı: “Allah’ı kim yarattı?”
Bir Soru ve Arayış Başlıyor
Öyle ya da böyle, hep bir arayış içinde oldum. Gençken, her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu olduğuna inanmak çok kolaydı. Dünya, doğum ve ölüm, bir denge, bir düzen… Fakat bu düzenin ta kendisi, büyük bir sır gibi sarmalayınca her şey başka bir boyuta taşındı. Her gece yatağımda, gökyüzüne bakarken o sır dolu cevabı aradım. Bir gün, bu cevabı bulabileceğimi hayal etmek bile beni ne kadar huzursuz ediyordu. Kimse bir insana tam olarak “Allah’ı kim yarattı?” diyemezdi. Bu soru, tıpkı bir kapı gibi, bir yandan insanı içeri çekerken diğer yandan da sürekli kaçmanıza neden olan bir merak uyandırıyordu.
Bir Gece, Bir Sohbet
Bir akşam, bir arkadaşımın evinde oturuyorduk. Kayseri’nin soğuk rüzgârı, pencereden odaya hafifçe girmekteydi. O an, hiçbir şey düşünmeden, hayatın getirdiği ağırlığı omuzlarımdan atmaya çalışıyordum. Sohbetin arasında, birden fazla konu arasında kaybolmuşken, çok basit bir soru çıktı: “Allah’ı kim yarattı?”
Beni boğan, bu sorunun içindeki basitlikti. Bir soru bu kadar karmaşık olabilir miydi? Ama işin garibi, bu soruyu sorduktan sonra içimde bir huzur, bir tatmin hissi buldum. O an, sanki bir cevap duymadım ama bir şeyin farkına vardım. Allah’a dair düşündüğüm her şeyin, insanın evrende sadece bir nokta olduğunu gösterdiği bir yansıma olduğunu düşündüm. O an, ne kadar da yalnız hissettiğimi fark ettim. Çünkü insanların bu soruyu sormasının, yalnızlıkla ilişkisi olduğuna inandım. Eğer bir insan bu soruyu soruyorsa, evrendeki en güçlü varlığa bile bir sınır koymak ister. Ama o sınır, biz insanlara ait.
Hikâyenin Başlangıcı
O geceyi hiç unutmuyorum. Yolda yürürken birden hava kararmıştı. Kayseri’nin soğuk havası, solumamı daha derinleştirdi. Yavaşça evime doğru yürürken, aklımdan bir düşünce geçti: “Allah’a dair her şey, bir anlam arayışı. Her şey bir başlangıçla bitiyor. Ama bu soru… Allah’ı kim yarattı?” Her adımda bu sorunun cevabını daha çok içimde arayarak yürümek, bir şekilde bir huzura ulaşmak gibiydi. Ama bu huzur, sadece geçici bir hevesin peşinden gitmek gibi hissettirdi. Çünkü cevabını bilmediğim bir şey vardı: Kimse, Allah’ı yaratamaz mıydı?
Bütün Olan Bitene Dair Bir İçsel Çözüm
Ertesi gün, ellerim kağıtla buluştu. Günlük yazma alışkanlığım, içimde biriken her şeyi dışarı çıkarmamı sağlıyordu. O gün, her zamankinden farklı bir şey hissettim. İçimdekileri kelimelere dökmek, her şeyin mantıklı olmasını sağlıyordu. Ama bir yandan da anlamadığım bir boşluk vardı. O boşluk, her şeyin başladığı yerdi. Her şeyin başlangıcı, bir insanın içine düşen o küçük kıvılcımdı. Hani derler ya, bir ateşi yakmak için bir kıvılcım yeter diye… İşte o kıvılcım, tam da bu soruda saklıydı.
“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, evrenin içindeki boşluğu anlamamı sağladı. Allah’a dair her şeyin sınırlarını zorlamak, insanın varoluşundaki bir arayışı, bir içsel keşfi anlatıyordu. Kimse, bu evrendeki her şeyi en mükemmel şekilde yaratabilecek güce sahip değildi. Ama insan, sürekli bir şeylere ulaşma çabasında olan bir varlık olarak, bu soruyu sorar ve bir anlam arar.
Hayal Kırıklığı ve Yeniden Uyanış
Bir süre sonra, günlük yazmak da bana yetmemeye başladı. Çünkü sadece yazmak, içimdeki o derin boşluğu doldurmuyordu. O an fark ettim ki, bir soruyu sorduktan sonra sadece cevaba odaklanmak değil, sorunun kendisiyle de yüzleşmek gerekirdi. İnsanın içinde büyüyen bu soru, onu bulmaya çalışırken, aynı zamanda insanın kendisini bulmasıydı.
O gece, Kayseri’nin o karanlık sokaklarında yürürken, gözlerimdeki hayal kırıklığını hissettim. Yalnızlık, sadece bir his değil, aynı zamanda insanın içindeki her şeyin bir arayışa dönüşmesiydi. Allah’ı kim yarattı sorusunun cevabını bulmak değil, bu sorunun kendisini anlamak aslında her şeyin başlangıcıydı. İçimdeki o boşluk, kaybolmadı ama her şeyin daha anlamlı hale geldiğini düşündüm. Belki de cevaplar, sorulardan çok daha uzak bir yerlerdeydi.
Bir Arayışın Sonu
Kayseri’ye geri dönerken, o soru hâlâ kafamda dönüp duruyordu. Ama artık eskisi kadar korkutucu değildi. Belki de her şeyin cevabı, o soru üzerinde düşünmekteydi. Hayal kırıklığı ve yenilik arasında bir yerde duruyordum. Allah’ı kim yarattı sorusunun cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimi belki de kabullenmiştim. Ama o soru, bir şekilde beni ben yapan bir şey haline gelmişti. İçindeki belirsizlik, her anı yaşamanın değerini hatırlatıyordu. Yavaşça derin bir nefes aldım ve Kayseri’nin soğuk gecesinde, o soruya bir cevap bulmadan da huzura erdiğimi fark ettim.