Giriş: Bir Soruyla Başlayan Düşünce
Cezaevinde temizlik nasıl yapılıyor — kim siliyor, kim süpürüyor? Bu soruyu sorduğumda, aklıma yalnızca hijyen değil; güç, otorite, sorumluluk, adalet ve mahkûmiyet kavramları geldi. Cezaevleri, bir toplumun en görünmez ve en merak edilen mekânlarından. Kimilerinin “suçluyu ıslah eden kurumlar”, kimilerinin “toplumun dışladığı insanlar için bekleme odası” dediği bu yerlerde temizlik gibi rutin işler bile sıradan değil: “temizlik” aynı zamanda toplumsal düzenin, iktidar yapılarının ve etik sınırların bir aynası olabilir.
Bu yazıda, “Cezaevinde temizliği kim yapar?” sorusunu, yalnız hijyen/lojistik açısından değil; bir siyaset bilimi merceğinden — iktidar, kurumlar, yurttaşlık, meşruiyet, katılım ve ideoloji ekseninde — analiz ediyorum. Çeşitli tarihsel ve güncel örnekler üzerinden temizlik işinin kimlere düştüğünü, bu dağılımın ne ifade ettiğini ve bizi hangi derin sorulara yönlendirdiğini tartışalım.
Cezaevleri: Kurum, Güç ve Temizlik”
İnfaz Kurumu Olarak Cezaevi — Temizliğin Kurumsal Sorumluluğu
Cezaevleri, yalnızca suç işlemiş bireylerin kapatıldığı yerler değil; devletin — yani iktidarın — “toplumsal düzen ve denetim” mekanizmalarını somutlaştırdığı kurumlardır. Bu kurumlar, barınma, güvenlik, beslenme, sağlık — ve evet — temizlik gibi hizmetlerin sağlanmasından sorumludur.
Türkiye’de ceza infaz sistemini düzenleyen mevzuat: hükümlü ve tutukluların haklarını, eşya ve materyal sınırlarını, temizlik ve hijyen ile ilgili genel şartları belirliyor. ([Avukat Muhammet Ali BEYHAN][1])
Dolayısıyla “temizlik” — genel görünüşte basit bir iş — aslında devletin kurum olarak sorumluluğunda olması gereken bir hizmet: yani cezaevi idaresi, bu hizmeti planlamak ve uygulamakla yükümlü.
Bu resmi çerçeveye rağmen, cezaevlerinde temizlik işinin nasıl yürütüldüğü; kimlerin gerçekten süpürdüğü, sildiği ya da hijyen sağladığı — bu dağılım, iktidar ilişkileri ve kurumsal kararlarla şekilleniyor.
Hükümlüler Temizlik Yapıyor mu: Emek, Mekân ve Denetim İlişkisi
Tarihsel olarak ve çağdaş pek çok cezaevinde — özellikle maliyet baskısı, kaynak yetersizliği veya personel eksikliği söz konusu olduğunda — hükümlülerden temizlik, mutfak, idari işler gibi işler beklenebiliyor. Bu, ceza infaz sisteminde ortak bir uygulama: hem günlük işlerin yürümesi hem de ceza kurumu giderlerinin düşürülmesi için.
Bu durum, cezaevlerini “çalışma alanı” haline getiren politika ve uygulamaların bir parçası. Özellikle bazı ülkelerde, özel şirketlere bağlı özel cezaevleri veya “hizmet kiralama/outsourcing” modelleriyle yürüyen infaz sistemi, temizlik gibi hizmetleri dış şirketlere veya hükümlülere devretme eğilimi sergilemiştir. ([repository.law.indiana.edu][2])
Ancak bu düzen, siyasal açıdan tartışmalı. Çünkü mahkûmlar — özgürlükleri kısıtlı bireyler olarak — emek gücü aracılığıyla hem topluma yeniden üretim sürecine dahil ediliyor hem de çoğu zaman düşük veya hiç ücret almadan çalıştırılıyor. Bu bağlamda temizlik, “zorunlu emek”, “iktidar”-“itaat” ve “kurum içi hiyerarşi” ile doğrudan ilintili.
İktidar, Meşruiyet ve Cezaevinde Temizlik
Sevgili Genclerhirdavat ziyaretçileri, bu yazıda Cezaevinde temizliği kim yapar konusunu derli toplu biçimde inceliyoruz.
Meşruiyet ve Devletin Kamu Hizmeti Vurgusu
Devlet — cezaevi hizmetlerini bir kamu hizmeti olarak sunuyorsa — hijyen, barınma, sağlık gibi konular vatandaşlık hakkıdır. Bu bağlamda, cezaevindeki temizlik idarenin meşru sorumluluğudur; çünkü mahkûmlar da hukuken nüfusun parçasıdır.
Ancak bazı yönetim anlayışları, bütçesel kaygılar, ideolojik tercihler ya da neoliberal politikalar sonucunda bu sorumluluk için özel firmalarla anlaşabilir ya da hükümlü emek gücüne dayanabilir. Bu tercihler, “devletin küçülmesi” ya da “piyasanın verimliliği” argümanıyla örtüşebilir. ([DergiPark][3])
Burada soru ortaya çıkar: Devletin cezaevlerindeki hizmet yükünü başka aktörlere devretmesi — özel şirketlere ya da hükümlülere — yasallaşmış bir uygulama mı? Bu, kamu sorumluluğunun dışsallaştırılması değil midir? Temizlik gibi temel ihtiyaçların temini; devletin yurttaşla olan sosyal sözleşmesinin bir parçası değil midir?
Katılım, Denetim ve Vatandaşlık İlişkisi
Eğer temizlik görevi mahkûmlara veya dış kaynaklara veriliyorsa — bu işin nasıl yapıldığı, hijyenin sağlanıp sağlanmadığı, insan onuruna saygının korunup korunmadığı kritik bir meseleye dönüşür. Özellikle özel şirketlerin kar motivasyonu ile hizmet standartlarını düşürme riski vardır. Bu durum, cezaevleri içindeki insan hakları ve vatandaşlık hakları tartışmalarını yeniden gündeme getirir.
Çünkü cezaevindekiler, “ceza görmüş” olabilirler; ama bu, temel insani ve yurttaşlık haklarının askıya alınması anlamına gelmez. Temizlik, hijyen, sağlık — bu hizmetlerin düzgün sunulması, devletin meşruiyetine de, bireyin onuruna da bağlıdır.
Uluslararası ve Tarihsel Perspektif: Cezaevinde Emek, Özel Sektör ve Eleştiri
Özel Cezaevleri, Outsourcing ve Emek Sömürüsü
Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde, 1980’li yıllardan itibaren özel şirketlerin cezaevi yönetiminde etkin rol alması; cezaevlerinin “kâr amacı güden kurumlar” hâline gelmesine yol açtı. Bu sistemde, temizlik, yemek servisi, bakım, lojistik gibi hizmetler özel firmalar ya da mahkûmlar aracılığıyla yürütüldü. Bu süreç, neoliberal ideolojinin kamusal sorumluluk anlayışını yeniden tanımlaması ile paralel. ([repository.law.indiana.edu][2])
Bu modelin eleştirmenleri, mahkûm emek gücünün “modern kölelik” ya da “kaçınılmaz sömürü”ye dönüşebileceğini söylüyor. 2024’te United Nations Human Rights Council’a bağlı uzman Tomoya Obokata, bağımlı iş gücünün zorunlu çalıştırılmasıyla oluşan insan hakları ihlallerine dikkat çekti. ([OHCHR][4])
Bu bağlamda temizlik, hijyen ya da bakım gibi rutin işler, yalnızca koğuşun düzgün tutulması için değil; cezaevinin ekonomik olarak sürdürülebilir olması için bir araç hâline gelebiliyor. Bu da infaz kurumunun asli amacı olan ıslah ya da topluma yeniden kazandırma hedefiyle çelişebilir.
Tarihten Bir Hatırlatma: Kurumların İlk Temizlik Sorunları
Tarihsel olarak, modern cezaevi sisteminin gelişimiyle birlikte — özellikle 18. yüzyılda — hijyen ve sağlık standartları öncelik kazandı. Örneğin, eski İngiltere’de kurumsal denetim yaparak cezaevlerini inceleyen reformcu John Howard, cezaevlerindeki pislik, hastalık ve ölüm oranlarına dikkat çekmiş; bu koşulların insan onuruna aykırı olduğunu savunmuştu. ([Vikipedi][5])
Howard’ın bu çabaları, cezaevi yönetiminde hijyen, temiz hava, su ve düzen konusunda normların konulmasına yol açtı. Yani temizlik — fiziki bakım — cezaevinin güvenliği kadar humane (insana yakışır) olması için de gerekli görülmüştü. Bu açıdan, temizlik yalnızca günlük rutin değil; cezaevinin meşruiyetini koruyan, insan haklarına dayalı bir yükümlülüktür.
Türkiye’de Durum: Kanun, Uygulama ve Güncel Tartışmalar
Türkiye’de ceza infaz kurumlarının işleyişi, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve ilgili yönetmeliklerle düzenleniyor. Bu kapsamda, hükümlülerin kişisel eşya, hijyenik ihtiyaçlar ve kurumun düzenli işlemesi için gerekli hizmetlerin nasıl sağlanacağı belirleniyor. ([Avukat Muhammet Ali BEYHAN][1])
Ancak uygulamada; bütçe kısıtları, gardiyan/ personel sayısı, koğuş yoğunluğu gibi etkenler nedeniyle temizlik gibi işler genellikle mahkûmların sorumluluğuna bırakılabiliyor — ya da dışarıdan hizmet alımı biçiminde yürütülebiliyor. Bu, hem pratik bir çözüm hem de tartışmalı bir denetim ve eşitlik sorunsalı doğuruyor.
Güncel yönetmelik değişiklikleri, mahkûmların barındırabileceği eşya ve temizlik/ hijyen koşulları gibi konularda düzenlemeler getiriyor; fakat “temizlik işinin kim tarafından yapılacağı” gibi konular yönetmeliklerde kesin olarak düzenlenmiş görünmüyor. ([Gerçek Gündem][6])
Bu durum, şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan hakları perspektifinden ciddi soru işaretleri yaratıyor. Temizlik gibi günlük ama hayati bir hizmetin “kim tarafından, nasıl ve ne şartlarda” yapıldığı — toplumun bilincine pek sirayet etmeden — bir “karanlık alan” olarak kalabiliyor.
Provokatif Sorular ve Düşünmeye Çağrı
– Eğer cezaevinde temizlik işini mahkûmlar yapıyorsa — bu, onları “ceşitli bir infaz yükü” altına mı sokuyor, yoksa onlara yeni bir sorumluluk ve sorumluluk bilinci mi kazandırıyor?
– Temizlik gibi temel hizmetlerin özel firmalar ya da dış kaynaklara devredilmesi, devletin yurttaşa olan sorumluluğunu azaltmaz mı? Bu, kamu hizmetinin “karşılığında ücret ödenen” bir meta hâline gelmesi değil mi?
– Temizlik işini mahkûmlara yüklemek — hijyen, sağlık, barınma gibi hakların karşılanmasından çok, ucuz iş gücü sağlama aracı olabilir mi? Burada kurumsal meşruiyet ile iktidar ilişkileri nasıl şekilleniyor?
– Cezaevleri toplumun aynasıdır: Temizlik kim yaparsa yapsın — bu düzen, toplumun adalet anlayışı, eşitlik ilkesi ve insan onuru hakkında ne söylüyor?
Paylaştığımız bilgiler Cezaevinde temizliği kim yapar konusunda yol gösterici olduysa ne mutlu bize.
Sonuç: Temizlik Basit Bir İş Değil — Politik, Sosyal ve Etik Bir Sınav
Cezaevinde temizlik — göründüğünden çok daha derin anlamlara sahip. Temizlik işini kimin yaptığı, nasıl yapıldığı, kimlerin sorumluluk aldığı; yalnız hijyen ve düzen değil; iktidar, yurttaşlık, adalet, meşruiyet, yükümlülük ve insan onuru gibi kavramlarla doğrudan bağlantılı.
Devlet eğer bir cezaevi kuruyorsa, o kurumda yalnızca cezalandırma değil; insana yakışır yaşam, sağlık, hijyen ve saygınlık da sağlamak zorunda. Aksi halde infaz kurumu, toplumsal sözleşmenin çiğnenmiş bir yansıması olur.
Eğer temizlik gibi rutin ama hayati bir hizmet, mahkûmlara ya da özel şirketlere bırakılıyorsa — bu kararlar, adalet sisteminin ne kadar “kamusal sorumluluk” temelinde oturduğunu sorgulatmalı. Temizlik, emek, ücret, insan hakları ve demokrasi — hepsi burada bir araya geliyor.
Son olarak soruyorum: Bir cezaevinde temizlik yapan kişi kim olursa olsun — bu, o toplumun adalet anlayışının, devlet‑vatandaş ilişkilerinin bir aynası değil midir?
[1]: “Ceza İnfaz Kurumları (Cezaevleri) Hakkında En Sık Sorulan Sorular 2025”
[2]: “Prison Privatization and Inmate Labor in the Global Economy: Reframing …”
[3]: “PRIV ATIZATION OF PRISONS: PROS AND CONS – DergiPark”
[4]: “UN expert calls for reform to end labour exploitation in prisons”
[5]: “John Howard (prison reformer)”
[6]: “Cezaevlerinde her şey sil baştan: Yönetmelikle bütün kurallar değişti!”