Veleddalin Âmin Ne Demek? Bir Anın İçinden
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, bir anda önümde eski bir cami belirdi. O kadar tanıdık, o kadar yakın bir yerdi ki, yıllardır burada yaşıyor olmama rağmen, her seferinde yeniden görmek beni rahatlatıyordu. Her ne kadar modern dünyaya dalmış, her şeyin hızla değiştiği bu dünyada yaşamaya alışmış olsam da, o caminin kemerleri, minaresi, kubbesi bana hep huzur vermişti. Bugün de öyleydi.
Ama o gün, camiden içeri adımımı atarken farklı bir şey vardı. Zihnimde bir soru belirdi: Veleddalin amin ne demek? Yıllardır duydum, okudum, ama tam anlamını bir türlü oturtamadım. Camiye girmeden önce, o esnada bir dua okunuyordu. O duanın ardından herkes bir ağızdan “Amin!” dedi. Bir an, içimdeki duygularım arasında bir kaybolmuşluk hissettim. Ne demekti bu “Amin”? Hangi dilek, hangi düşünceler gizliydi o sözde?
Camideki Bir An
Bir zamanlar çocukken, babamla camiye giderken, dua bitiminde hep “Amin” demek bana çok doğal gelirdi. O kadar otomatikti ki, sanki bir şeyin parçasıymışım gibi hissettim. Ama bugünkü o “amin”de bir farklılık vardı. O kadar yıllık alışkanlık, birden anlamını yitiriyordu. İnanın, içimde kaybolmuş bir parça vardı, bir şeyleri anlamadığımı düşündüm. Zihnimde dönüp dolaşan tek şey “Veleddalin amin ne demek?”ti. “Amin”in ne demek olduğunu anlamıştım ama… o kısmı değil, neden bu kadar derin bir anlam taşıdığını, içinde nasıl bir hikaye barındırdığını merak ediyordum.
Babamın Hikayesi
O gün, camiden çıkarken babamın sırtını gördüm. Babam, her zaman sakin ve dingin bir insandı. Çocukken, camiden her dönüşümüzde bana bir şeyler anlatırdı. Bugün de anlatmak istediğini anladım. O gün tam camiden çıkarken, bir sessizlik oldu. Babam başını sağa sola çevirdi ve bana döndü. “Biliyor musun?” dedi, “Âmin dediğimizde sadece bir kelimeyi yinelemek olmuyor. O kelimeyi gerçekten hissetmek lazım. Her bir dua, bir amacın gerçekleşmesi için dilek kabulü gibidir. Ama içindeki anlamı kaybetmeden, saf kalmak lazım.”
Babam o anda, bana bir şeyler anlatıyordu, ama neydi o şey? O kelimenin derinliğini o an biraz daha iyi anladım. İçimdeki soruyu biraz daha netleştirip, “Ama babacığım, ‘Veleddalin amin ne demek?’” diye sordum. Babam gülümsedi, yüzündeki o huzurlu ifadeyle cevap verdi:
“İyi, güzel çocuk… Bu ‘Veleddalin’ bir yönüyle kaybolmuş olanlar demek. Yani, dua ederken, o kaybolmuş kalpleri, kaybolmuş insanları, kendini kaybedenleri, Allah’a yakın olmak isteyenleri hatırlıyoruz. Amin dediğimizde ise, sadece söz değil, o dileklerin kabul olması için bir onaylama, bir geçiştir.”
İçimdeki bir boşluk, biraz daha dolmuştu sanki. Ama hala duygularım karma karışık bir hal almıştı. Babamın anlatımı bana biraz umut verdi ama o kadar fazla sorum vardı ki, kafamda bir o kadar daha çok belirsizlik vardı.
Hayal Kırıklığı ve Yeniden Başlamak
Bir hafta sonra, bir akşam vakti, yine camideydim. Kafamda hâlâ “Veleddalin” vardı. Ne kadar düşündüsem de, bunun gerçek anlamını bulamıyordum. Çünkü bir şeyin derinine inmeye başladığınızda, o şeyin arkasındaki tüm bağlantıları sorgulamak başlı başına bir çılgınlık oluyordu. Hangi bağ, hangi hikaye? Benim için her şey sadece bir kelimeden ibaret gibiydi. Ama yine de bu kelime bana bir rahatlık veriyordu. Yani, o anki yaşamda her şeyin kötü gitmesi, ya da işlerin istediğim gibi olmaması, “Amin”i söyledikten sonra değişmiyordu. Ya da belki değişiyordu, kim bilir?
O gece babama bir daha sordum: “Babacığım, neden sadece ‘Amin’ değil de, ‘Veleddalin amin’ demek lazım? Anlamını nasıl daha iyi kavrayabilirim?”
Babam başını eğip gözlerini kapatarak, derin bir nefes aldı. O an o kadar yoğun bir huzur vardı ki. Her şeyin geçici olduğunu düşündüm. Bazen sorular cevapsız kalabilir ama yine de kendini bir şekilde bulur, diye düşündüm. Sonra babam şöyle dedi:
“Bazen, insanlar hayatlarını o kadar unuturlar ki, bambaşka yönlere kayarlar. O yüzden dua ettiğimizde, içimizde kaybolmuş olanları hatırlıyoruz. Veleddalin, kaybolanlar, unutulanlar demektir. Amin dediğimizde, o kaybolmuş insanların, kaybolmuş duyguların ve kaybolmuş inançların da yerine oturmasını temenni ederiz. Sadece kendini değil, tüm insanları, tüm kaybolanları hatırlayarak, Allah’tan af dileriz. İyi insan, hep kaybolanları hatırlayan insandır.”
Bu sözler, bir tür kabul gibiydi. Kaybolanların hep geri dönmesi gerektiğini, tüm bu duaların, dileklerin bir yere varması gerektiğini hissettim. Hatta o an bir tür hayal kırıklığı hissettim. Çünkü bir anlamda kaybolanların olması, dünyada da kaybolanların olduğunu fark etmemi sağladı. Ancak sonra, o kaybolmuş şeylerin ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Bir şekilde her şeyin, zamanla yerine oturacağına olan umudu tekrar içimde yeşerttim.
Sonuç Olarak
Veleddalin “amin”i, aslında bir dua sonrasında sadece bir kelime değil, içimizde kaybolan duyguların, kaybolan kalplerin hatırlanması demektir. Dua ettikten sonra, kaybolmuş olanlar için de bir temennidir. O kaybolmuş anılar, kaybolmuş insanlar, kaybolmuş inançlar ve duygular… İşte, onlara bir dilek göndermek, bir umut ışığı bırakmaktır.
O gün camiden çıktığımda, içimde bir rahatlık vardı. Her şeyin olması gerektiği gibi olacağına dair bir umut… Ama aynı zamanda kaybolmuş olanların da geri dönmesi gerektiğini fark ettim. Kaybolan her şeyin bir zamanlar olduğu gibi olabileceği ümidiyle, “Amin” dedim. Ama bu sefer, sadece bir kelime değil, derin bir anlam vardı içimde.